Sınav Sisteminde Dil ve Edebiyat Felâketi

(Sınav Sisteminde Dil ve Edebiyat Felâketi; Umran Dergisi, Sayı 186, Şubat 2010, sf.84-85)

Giriş

Gençler ilköğretimden ortaöğretime, oradan yükseköğretime, oradan da başka öğretimlere geçerlerken birtakım imtihanlara tâbi tutulurlar. Yaşıtlarıyla yarıştıkları, birkaç saatte hâlledilen bir imtihan için aylarca, belki senelerce porsiyonluk bilgiler ezberlemeye çalışırlar. Sınav müfredatının sorumlu tuttuğu konularda, yine aynı müfredatın “doğru” kabul ettiği bilgilerdir bunlar. Sorudaki seçeneklerden yalnızca birisi doğru olması gerektiği için, ortada sadece bir doğrunun varlığından söz edilir. Meselâ coğrafyada öğretilen bir gölün suyu kurumuş da olsa, sınav müfredatında hâlâ bir göl olduğu takdirde, öğrenci de öyle bir gölün mevcudiyetini kabul etmek zorundadır.

Liseye başlayan bir gencin kompozisyon yazamaması, üniversiteye giden bir gencin nasıl dilekçe yazıldığını bilmemesi, kendini ifade edememesi, konuşamaması vs. klasik ama doğru örneklerdir. Bu tip meselelerin kaynağı, okullarda verilen eğitimde aranmalıdır. Peki, okullarda verilen eğitimin kalitesi arttığı takdirde bir değişme olabilir mi? Çok da fazla olmaz gibi gözüküyor. Çünkü genç, eğitim sisteminin icabı olarak okuldan ziyade sınavlara yoğunlaşır. Ona meslek kazandıracak olan okul değil, dershanedir. Dolayısıyla sınav müfredatına kulak dikkat verir, her aldığı bilgiyi sorgusuz sualsiz kabullenir. Peki, bu bilgilere itimat edilir mi?

AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIDAN YAZININ DEVAMINI OKUYABİLİR VEYA YAZIYI İNDİREBİLİRSİNİZ:

Hiç yorum yok :