Kültür ve Medeniyet Dengesi

(Kültür ve Medeniyet Dengesi; Ayraç Dergisi, Sayı 38, Aralık 2012, sf.27-29)


Büyük kültür ve medeniyetlerin meydana gelmesi sancılı bir doğuma benzer. Çekilen sancının derecesi ne kadar fazlaysa, doğacak çocuğun fiziksel güzelliği bir o kadar fazla ve zihinsel kapasitesi de bir o kadar yüksek olur. Mimariden tutun giyim-kuşama dek uzanan zahirî şeyler dış görünümle alâkalıdır. Milletin estetik zevkinin gelişmişliği yanı sıra duygu ve düşünce dünyalarını da yansıtır. Edebiyat, musiki vb. diğer batınî kültür ve sanat alanları ise çocuğun zihinsel kapasitesine teşbih edilebilir. Örneğin bir milletin edebiyatı o ahalinin sadece bedii zevkini aksettirmekle kalmaz; dil ile doğrudan irtibatlı olduğu için o milletin tefekkür seviyesini izhar eder ve hayatı nasıl algıladığı hakkında malumat verir.

Medeniyetlerin tabiri caizse “öyle ha deyince olmuyor” nitelikte birikimlere haiz olmasından dolayı, yeryüzünde siyasî memleket sayısı oranında medeniyetten söz edemeyiz. Tarih boyunca devlet kurmamış, yani devlet geleneği olmayan ve bir takım güçler tarafından kurdurtulan devletler, seneler geçmesine rağmen ortaya medeniyet nâmına bir şey koyamamışlardır. Meselâ bugün Suudi Arabistan dediğimiz devlet, mukaddes toprakların Osmanlıdan çık(arıl)ması neticesinde çöl bedevilerinin İngiliz parmağıyla devletin başına getirilmesi ve yönetilmesi bedbahtlığına duçar olmuş bir ülkedir. Bütün kabirleri ve türbeleri yıkarak, musiki gibi birçok güzel sanat dalına “haram” kisvesi altında yasaklar getirerek topraklarındaki medeniyeti yok ederken kendileri ucube gökdelenler dikmişler, kültür ve medeniyet adına ortaya bir şey koyamamaktadırlar. Dünyada bu şekilde, salt politik sınırları olan ama medeniyet vücuda getirememiş bir hayli memleket mevcuttur.

AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIDAN YAZININ DEVAMINI OKUYABİLİR VEYA YAZIYI İNDİREBİLİRSİNİZ:

Hiç yorum yok :