Tasavvuf vs Kişisel Gelişim

(heyula.net, Kasım 2013)

Kişisel gelişim adını verdiğimiz desturlar bütününün bir sektör haline gelmesi neticesinde her rafın arasından hortlayan kitaplar ve televizyon programlarında bize neler yapmamız ve nasıl yaşamamız gerektiğini söyleyen “uzman”lar sayesinde başarılı olmak için kendimizi geliştirmeye yönelik programlar yapıp yapıp duruyoruz. Bu kişisel gelişim programlarının kime, nasıl yaradığı kimse tarafından sorgulanmıyor. Hâlbuki Allah tiplerimizi nasıl farklı yarattıysa, yani kimimiz uzun, kimimiz kısa, kimimiz kumral, kimimiz esmer vs. nasıl oluyorsak, her birimizin karakteri de bir o kadar farklıdır. Bundan dolayı standart bir reçete birisine iyi gelirken diğerini mahvedebilir. Tek reçete ile ulaşılmak istenen sonuç da tek tip insandır. İnsanların dış görünüş ile dahi tek “mükemmel” tipe ulaşmaları salık verilir. Kadın ince, uzun, zayıf, bakımlı vs. Erkek kaslı, uzun, göbeksiz vs. bilhassa ekonomik gücü elinde tutan Batı Avrupa insan tipine benzetilmeye çalışılan insanlar, benzeyemedikleri takdirde depresyona girmektedirler.

Materyalizmin bunaltıcılığından dolayı mistik yönelişe geçen Batı, kendisine göre “dinsiz bir mistik akım” şeklinde yorumladığı tasavvufa ilgi duymaya başlamıştır. Çarpıtarak anladığı tasavvuf üzerinden tarihi boyunca mistiklikten uzak kalan boşluğu doldurmaya çalışan bu yeni dünya düzeni, nefislere ağır gelmeyecek şekilde bir tasavvuf tasavvur ederek ruhî olgunluğa ulaşmanın yollarını aramaya başlamıştır. Bunlardan bir tanesi de tasavvuf yoluyla üretilen bir nev’i kişisel gelişim metodudur. Tasavvufun bazı desturlarının çarpıtılarak yeniden yorumlanmasıyla elde edilen bu formül, din ile alâkası olmayan ruhî bir egzersiz olarak telâkki edilmiştir. Ülkemizde dahi dine mesafeli bakan insanların tasavvufu sonuna kadar savunmaları, bu çarpık düşüncenin bizde de etkili olduğunu gösterir. Bu minvalde, Sufi ile Terapist gibi popüler kitapların, tasavvufu bir depresyon ilâcı derekesine indirme yolunda oldukları müşahede edilebilir.

Tasavvufun bir kişisel gelişim yolu olmayacak derecede ulvî bir tarik olduğunu görmek için farklılıklarından kabaca bahsedelim:

Kişisel gelişim metodlarının hepsi insanın içinde mükemmel bir potansiyel olduğunu söyler durur. “Kendini keşfet!”, “Bunu yapabilirsin!” şeklinde sloganlarla insanı bir şeyler yapmaya itekler. Tasavvufta da insanın “Allah’ın halifesi” olarak zatına hoşça bakması söylenir ve ne kadar kıymetli olduğu anlatılır. Yalnız burada “kendi” mefhumları çok farklıdır. Kişisel gelişimde “ego” pompalanırken,  tasavvufun “zat” ile kastettiği şey bambaşkadır. İlâhi sırra mazhar olan varlığı yücelten tasavvuf, “ben” demeyi en büyük ayıp sayarak Kişisel Gelişim metodu ile taban tabana zıtlaşır.

Kişisel gelişim’de amaç, belli bir olgunluğa erişmektir. Tasavvuf da belli bir olgunluğa eriştirmekle beraber gaye başkadır. Tasavvuf yolu, dünyevî bir maksat taşımak bir yana, uhrevî isteklere bile göz açtırmaz. Misal, namazı cennet için değil, Allah için kılınması gerektiğini söyler. Bunları söylemesi kolay, yapması zordur. Kişisel Gelişim’in ulaşmak istediği merhaleler, tasavvufun alay ettiği ve hakir gördüğü son derece süflî hâllerden ibarettir. Zikrettiğimiz üzere dünyevî olarak bir makam-mevkî elde etmek değil, ahirete müteallik menfaat gütmek bile makbul değildir.

Kişisel gelişim yolundaki kişi kendisini en büyük insan olarak algılar. Önünü kimsenin tıkayamayacağı, sonsuz bir potansiyel barındıran ve gerekirse önüne geleni çiğnemekte tereddüt etmeyen bir insan, güçlü insandır. Tasavvufta ise kemale ulaşmak, bütün iradeyi hiç sorgulamaksızın bir mürşide teslim etmekle mümkündür. Mürşidin elinde, ölü yıkayıcısının elinin altındaki ceset gibi olmak şarttır. “O ne derse” doğrudur deyip boyun bükmeden, akla akılla veda etmeden hiçbir şey yapılmaz. Bundan dolayı tasavvuf herkese uygun bir yol değildir.

Kişisel Gelişim yolundan geçen kişi başarının ardından mutlu olmak ister. İçsel huzuru yakalamak ister. Günümüzde aynı niyetle tasavvufla ilgilenen çoktur. Hâlbuki mutluluk istemek, son derece doğal olmakla birlikte tasavvufun gayesinden çok başka bir şeydir. Şeriat kaidelerine bağlı kalmanın mutluluğu getireceği ayet ve hadislerle sabittir. Tasavvuf mutluluk aramaz, çünkü şeriat dairesinden çıkmayıp tasavvuf dairesinde bulunan kişi zaten mutludur. Ruhî olgunluk ve kemal aramak dahi tasavvufun prensipleriyle örtüşmez zira o işte de menfaat gözetilmektedir. Tasavvufta esas olan sevmektir ve her şey sevilen için yapılır. Almak değil, vermek esastır.

Günümüzün neşriyat imkânları göz önüne alındığında, tasavvufun ne olup olmadığını anlamamanın bahanesi olamaz. Öncelike şeriata dair bilgiler inşa edilmelidir. Kur’an-ı Kerim, hadis, ilmihal, fıkıh ile donanım kazanıldıktan; menkıbe, kıssa, mev’ize türü kitaplarla ilâhî aşk perçinlendikten sonra tasavvuf deryasına girilir. Tasavvuf vadisinde de, piyasa kitaplarıyla ve zamane rüzgârlarıyla – amiyane tabirle – gaza gelmeden evvel tasavvufa dair pek çok kitap okunabilir. Mutasavvıfların yazdığı ve klasikler sayılan Kuşeyrî’nin Risale’si, Serrac’ın el-Lüma’sı, Şehabeddin Sühreverdî’nin Avarifu’l-Maarif’i, Ebu Talib el-Mekkî’nin Kut’ul-Kulub’u, Hucvirî’nin Keşfu’l-Mahcub’u, Abdullah Herevî’nin Menazilu’s-Sairin’i, İmam Gazalî’nin İhya u Ulumu’d-Din’i, Feridüddin Attar’ın Tezkiretü’l-Evliya’sı, Molla Camî’nin Nefehatü’l-Üns’ü, İmam Rabbanî’nin Mektubat’ı vs. rehber eserlerdir. Mevlâna’nın Mesnevî’si, İbn Arabî’nin Füsus’u gibi günümüzde popüler olan eserler, “şerhlerinden dahi” anlamanın hiç de kolay olmadığı, tradisyonel yöntemler ile belli bir eğitimden geçilerek bir rehber eşliğinde anlaşılacak kitaplardır.


Hasılıkelâm, tasavvuf insanın kişiliğini geliştirir fakat bildiğimiz anlamda bir kişisel gelişim değildir. bir gelişimi sağladığı hâlde, bir kişisel gelişim metodu haline getirilecek seviyede ucuz hiç değildir. Kişisel gelişim tuzaklarına düşenlerin cahilliklerinden dolayı tasavvufu yanlış anlayıp anlatmaları üzerinden dönen bir piyasada, ucuzlayan her türlü değerin ve mefhumun yanında tasavvuf algısına da bir şey olmasını istemiyorsak, hepimiz kendimize düşeni yapmaya mecburuz. Kendimize düşen de, boş bir bardak misali önce dolmak, bilâhare taşmak şeklinde bir yol izlemek olacaktır.

Hiç yorum yok :