Okuyuculuk ve Okurluk

(Okuyuculuk ve Okurluk Arasındaki Fark; dunyabizim.com; 10.102.2020)


Okuyuculuk

Kitabın içeriğinin "Yazıya kağıda büründüm/ kitap diye göründüm" demesine binaen kişinin gerçekleştiridiği okuma eylemine okuyuculuk adını veriyoruz. Diğer bir tabirle kitabın; nesnel olarak mevcudiyet kazanması, görsel açıdan paylaşılabilirliği ve şahsi birikimin içinde zikredilebilmesi hasebiyle okunmasıdır okuyuculuk. Böyle bir kitap okuma ediminde A ile B kitabı arasındaki fark kendisini kapak tasarımında, incelik-kalınlık oranında ve kitap künyesinin popülaritesinde gösterir. Peki, insan neden okuyucu olur? "Hiçbir tefekkür hasbi değildir. Hasbi tefekkür, tefekkür için tefekkür, sanat için sanat gibi bir yalan" der Cemil Meriç. Okumak için okumak da böyledir; hiç kimse "Ben sırf kitap okumuş olmak için kitap okuyorum" ya da "Spor olsun diye okuyorum" demez. Ancak niyetler ve hedefler ne kadar farklı olursa olsun sonuç aynıdır: Okuyuculuk. Konuyu netleştirmek adına okuyucunun özelliklerinden kısaca bahsedelim.

Kitap nesnesinin cazibesine kapılır

Çağımızda her ne kadar değerler alt üst olsa da kitap, kıymetdar bir obje olarak kıymetini muhafaza etmektedir. Kitabın bir nesne olarak karizması, kendisine okuyucu kazandırmasında başat rol oynar. Kitap okuma oranının düşmesi, kitaplıklarımızda bulunan rengarenk kitapların sayısının azalacağı veya Fahrenheit 451’de olduğu gibi birilerinin onları yakacağı anlamına gelmiyor. Zira "kitap okuyorum" diyebilmek, "nelerden hoşlanırsınız?" sorusuna "kitap okumaktan" yanıtını vermek, evimize gelen misafire kültürlü olduğumuzu gösterebilmek; ancak kitap satın almamızla ve onları itinayla kitaplığımıza dizmemizle mümkün kılınmaktadır. Bundan dolayı teknoloji ne derece ilerlerse ilerlesin ya da dijital kitaplar ne kadar yaygınlaşırsa yaygınlaşsın, kitap satışlarının devam edeceğini ve kitap fuarlarının canlılıklarını koruyacaklarını öngörmek zor olmasa gerek. Anlaşıldığı üzere okuyucu, kitabın iki kapak arasında toplanmış sayfalardan oluşan varlığına tutkundur. Elbette okuyucunun kitap ile kurduğu ilişki farklı zeminde ve zamanda tezahür edebilir. Onu kah kitaplığına yerleştirir, kah çantasına koyar. Bazen elinde sokak sokak gezdirdiği gibi bazen de toplu taşımada kucağına oturtuverir şefkatle. Kimi zaman ise boy boy fotoğraflarını paylaşarak gurur duyar onunla. Ayrıca okuyucu, kitabın nesnesine atfettiği kutsiyeti eserin müellifine de yöneltebilir. Mesela sabah akşam Risale-i Nur külliyatını okumayı destur edinen cemaate "okuyucular" adının verilmesi oldukça isabetlidir.

Sosyal medyayı iyi kullanır

Sosyal medya çarkının en büyük itici gücü, kişiye kendini pazarlama imkanı bahşetmesidir. İnsanın kitap ile kurduğu irtibat doğal olarak bu reklam piyasasının ayaklarından biri haline gelmiştir. Okuyucu, kişisel sayfasında göz attığı kitaplardan alıntılar yaparak, "nasıl kitap okurum" şeklinde tweet dizileri oluşturmaya özen göstererek, kitap okurken/okuyormuşçasına çektirdiği fotoğrafı ya da kitaplığının resmini paylaşarak kendi hakkında bir "entelektüel" algısı yaratır. Dijital kitapları görsellik açısından çekici olmadıkları için bu tür paylaşımlarda tercih etmez. Yaprakların yanına serilen ya da eski bir odaya serpiştirilen kitap fotoğrafları açıkçası gayet estetik durmaktadır. Burada önemli olan, alıntı yapılan ya da kapakları resimde yer alan kitapların künyesinin ne olduğudur. Otoriteler tarafından beğeniyle karşılanan bir klasik, o yıl çok okunanlar listesinde uzun bir süre tutunabilmiş bir roman, kapağı muhteşem tasarlanmış bir deneme; her şey olabilir. Okuyucu, kitabı sadece alıntı yapacak kadar okuyabilme ya da hiç okumama hürriyetine sahiptir. Okuduğunu anlamak ve hazmetmek gibi bir derdi de yoktur. Yeri gelmişken belirtelim ki diğer bir okuyuculuk türü, kitap veya dergi gibi belirli şekillere bürünmemiş; web sitesi, blog, sosyal medya paylaşımlarını vs. okumaktır. Herhangi bir gün veya saatte neye denk gelirse onu okuması kişiyi okur değil, okuyucu yapar. Okudukları zihninde uzun vadede yer işgal etmez. Okunanlar, meçhule giden bir gemi gibi kalkar bellek limanından.

Okunan kitap sayısını önemser

Niceliğin nitelik karşısındaki egemenliği, kitap okuma hususunda da mevzubahistir. Yani sayıya verilen ehemmiyet, kaliteyi gözardı etmekle neticelenmektedir. Birinin kendisini överken "bu kadar kitap okudum" veya bir başkasını yüceltirken "şu kadar kitap okumuş" ifadelerini kullanması, keyfiyetin değil kemiyetin geçer akçe olduğunu gösterir. Okuyucu bunu çoktan idrak etmiştir. İyi okuyucular, elektronik kitap paylaşım sitelerinde "bu ay 10 kitap ve 2500 sayfa okudum" şeklinde mesajlar atarlar. Hatta kimi okuyucuların, nasıl bu kadar çok kitap okuduklarına dair sualler yönelten hayran kitleleri vardır. Okunan kitapların sayıldığı ve yorumlandığı goodreads.com gibi kitap sitelerinin "bu yıl kaç kitap okudun" ‘challenge’ları düzenlemeleri, bu tip okuyucu tiplerinin türemesinde teşvik edicidir. Binaenaleyh okuyucular, ince ve çabuk okunabilecek kitapları okumaya bayılırlar. Eğer kitap hacimliyse, hızlıca ve üzerinde fazlaca düşünülmeksizin okunmalıdır; aksi takdirde kitap bitirme sayısı düşük kalacaktır. Bundan ötürü - bahusus twitter gibi - bilgiçlik taslama meydanlarında “Bir kitap maximum üç günde bitmeli, fazlası sürünme safhasıdır” şeklinde görüş beyan edenler doğrudan “Bakın ne kadar entelektüelim” diyemedikleri için, "bakın ne kadar çok sayıda kitap okuyorum" izlenimi vermek suretiyle epistemolojik egzersizlerinden söz ederek başkaları tarafından takdir edilmeyi amaçlarlar.  

Okurluk

Okurluk da okuyuculuk gibi kitap okuma edimidir; gelgelelim nitelik açısından farklılık arz eder. Okuyucudan farklı olarak okur için kitabın kendisi değil, kitabın muhtevası mühimdir. Yazılanların bir kitap, dergi, müstakil kağıtlar üzerinde olması ya da dijital platformda yer alması okur için - okuma zevkini etkilemek dışında - çok birşey ifade etmese de bu kimseyi bir "kitap okuru" olarak nitelendiririz. Çünkü okunmayı haiz şeylerin tamamına yakını kitap formatındadır. Şimdi ‘okuyucu’dan daha iyi bir şekilde tefrik etmek babında habercilerin kullandığı "5n1k", yani "ne", "ne zaman", "nerede", "nasıl", "neden" ve "kim" sorularını sorarak ‘okur’u tanımaya çalışalım.

Ne okur?

Bir zamanlar dilimize dolanan "herkesin hayatına kimse karışamaz" cümlesinden mülhem olarak "kimsenin okuduğuna kimse karışamaz" diyebiliriz. Kimisi iyi kötü ayıt etmeksizin her eline geçeni okurken kimisi daha titizdir. Bazısı en sevdiği yazarın bütün kitaplarının sıkı bir takipçidir, bir edebi bir türün hastasıdır. Gazetenin kitap ekinde tanıtılan bir kitap künyesi, kitapçı rafında göze ilişen bir kitap kapağı, her zaman kulağa çalınan bir kitap adı, hoca tarafından ısrarla tavsiye edilen bir eser, kalemi merak edilen bir yazar ya da tez yazarken incelenmesi gereken bir çalışma; okurun ne okuyacağını belirleyen sayısız faktör zikredilebilir. Okur, devamlı olarak okuma eyleminde olduğundan, okunan şeyin kaliteli/kalitesiz, kalın/ince, çok bilinir/hiç duyulmamış vb. onun için okuyucuda olduğu gibi dikkate değer hususiyetler olmaz. Şayet şuurlu bir okursa, metinle arasına ne yazarı ne de diğer insanların görüşlerini fazlaca dahil eder. Yani yazarın bir takım siyasi düşünceler taşımasına, inancına, özel hayatından ifşa edilenlere pek takılmaz; yazarın ve yazar hakkında söylenenlerin metin ve kendisi arasına girmesine müsaade etmez. Önyargısız bir biçimde yazılanı muhakeme etmesi onu kalifiye bir okur yapar.

Ne zaman okur?

Okuyucu bu soruyu "boş zamanlarımda kitap okurum" diye rahatça cevaplayabilir. Bununla birlikte boş zamandan kastının ne olduğu, boş olarak vasıflandırdığı vakitlerde gerçekten ne yaptığını sorgulayacak samimiyete sahip olup olmadığı tartışmaya açıktır. Okur ise bu soruya "ne zaman vakit bulursam o zaman" diye karşılık verir. Burada vakitten kastın ne olduğu izaha muhtaçtır. Şüphesiz her okur, okumak için özel bir zaman yaratır kendisine. Sabahın körüymüş, öğle arasıymış, akşamüstüymüş, gecenin bir vaktiymiş fark etmez. Hayatın koşuşturması içinde biraz azim ve fedakarlık gösterip kitap okumaya mahsus bir zaman dilimi ayırmasını bilir. Gün gelir yorgun olur, o gün her zamankinden az okur. Gün gelir misafir ağırlar, o gün yatağa girdikten sonra uyuyana kadar okur. Gün gelir canı film izlemek ister, o gün kitabından biraz okumadan filme başlamaz. Kitapla arasında güçlü bir bağ olan okur ömrünü okumamaya bahaneler bulmanın peşinde değil; okumak için fırsatlar kovalamakla geçirir. Söz gelimi bankada numara alıp sırasının gelmesini beklerken çantasından çıkardığı kitaba gömülüp zihnen bambaşka dünyalara kanat açar.

Nerede okur?

Kitap nerede okunur denince akla ilk gelen yerlerden biri, sözcük anlamı dilimizde "kitaplar evi" olan kütüphanedir. Kütüphaneler, okumak için sessiz bir ortam olmalarının ötesinde birçok kitaba -bilhassa açık raf sistemiyle çalışanları – kolayca göz atma şansını sağlayan mekanlardır. Kitapseverler için adeta bir cennettir. Okur için kütüphanede bulunmak bile huzur ve mutluluk sebebidir. Mamafih okur, her yerde okumaya hazırdır; evdeyken kanepesinin üzerinde, işteyken çalışma masasında, okuldayken ders arasında, akşam yemeğini hazırlıyorken mutfakta, temiz hava alıyorken bahçede, ıhlamurunu içiyorken çay ocağında, köpeğini gezdiriyorken parkta, bahar mevsiminin tadını çıkarıyorken çimenlerin üzerinde, İstanbul’u geziyorken boğaz kenarında... Sıkış tepiş gittiği otobüste düşmemek için tek eliye demire tutunup diğer eliyle kitabını tutarken gördüğünüz kişi muhtemelen okumaya acıkmış bir okurdur.

Nasıl okur?

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi her okurun da bir kitap okuyuşu vardır. Bazısı hızlıca ilerleyerek, bazısı durup düşünürek, bazısı altını çizilerek, bazısı kenarına notlar alarak okur. Bunu belirleyen biraz da kitabın kendisidir. Nihayetinde her kitap kendisini bir şekilde okutur; lakin okur, okuduğundan azami fayda temin etmeyi ve okuduğunu a’dan z’ye anlamak istiyorsa ekstradan gayret sarfetmesi lazım geldiğini deneyimlemiştir. Tecrübeli okur; kitabı - çalakalem yazılanlar hariç - oluşturan kelimelerin ve kavramların yazarın kaleminden bir çırpıda çıkmadığının, bir tefekkürün akabinde yazıya aktarıldığının bilincinde olduğundan okuyacağı konuya yönelik ön okumalar yapmayı ihmal etmez, eline aldığı eserin yazıldığı devri inceler, kitabın müellifine dair malumat toplar, bilmediği sözcükler ve terimler için sözlüğe başvurmaya üşenmez. Okuyucu ise çabasını anlamaya ve kavramaya tevcih etmez; kitabın neresinden alıntı yaparsa ziyadesiyle ‘like’ alacağı ya da kitabın hangi açıdan resmini paylaşmasının daha çok beğeni toplayacağı üzerine kafa yorar.

Neden okur?

Kitap okumak için onlarca, belki yüzlerce neden sayılabilir. Kimi öğrenme arzusuyla kavrulup her eline geçen kitabı tetkik etmeden duramaz, kimi merak duygusunun esintisine kapılıp kitap deryasına gark olur, kimi varoluşsal sancılarına hemdert ararken kitaplara başvurur, kimi için ise kitapların içinde kaybolmak bu yorucu hayattan kaçışın tek yoludur. Okur, hayatının bir parçası olduğundan neden okuduğunu sorgulamaz. Burada bir mim koyup kitap okumayı idealize etmenin ve yediden yetmişe herkesin kitap okuduğu bir ülke ütopyası yaratmanın yanlış olduğunu söylemek icap ediyor. Herkes kitap okumaya ihtiyaç duymaz ve okumaktan zevk almaz. Ne var ki vatandaşlık haklarından haberdar olabilmesi ve kimseye muhtaç olmadan yaşamını idame ettirebilmesi için okumayı ve yazmayı bilmelidir. Hülasa okuryazarlık şarttır, okurluk tercihtir. Okuyuculuk ise şov yapmaktır. "Neden okuyorsun?" diye sorusuna "neden okumayayım ki?" diye mukabele eden kişi hakiki okurdur.

Kimdir okur?

Şimdiye kadar okurluğu anlatırken ve okurun ne olmadığını açıklarken zaten okurun kim olduğunu tarif etmiş olduk. Gramer bakımından incelersek okuyucu, "oku" fiil köküne, fiilden isim yapan "ucu"  yapım eki alarak oluşmuş; okur ise aynı köke fiilden sıfat yapan "r" yapım eki alarak oluşmuş bir sözcüktür. Bu dikkate alındığında özünde bir sıfat olan "okur", insana daha çok yakışmaktadır. Okuyucu kelimesiyle ise ‘tarayıcı’da yaptığımız gibi okuma işini bir görev ya da işlev olarak uygulayan programlara veya elektronik aletleri tesmiye edebiliriz. İşte bundan ötürü okumuş olmak için okuyanları okur olarak değil de okuyucu olarak tavsif ettik. Kitap okumuş olma maksadı gütmeden, muhtelif saiklerle ve periyodik olarak kitap okuyanları ise okur olarak tanımlıyoruz. Son olarak kitaplarla samimi bir biçimde haşır neşir olan, okumaya muhabbet duyan, yaşamının bir kısmını okumakla geçiren okurların yerini okuyucuların aldığını üzülerek söylemeliyiz.